Sayfalar

29 Haziran 2010 Salı

Çanakkale' den ...

Çanakkale Savaşının son günlerinde Avrupalı pek çok gazeteci Türkiye'ye geliyor. Bunlar evvela karşı cepheyi geziyor. Bunlardan biri olan Humanitat gazetesinin muhabiri Valantin Türkçe biliyor ve Türkolog.

Karlı bir gün, diye başlıyor anlatmaya. Çanakkale'ye çıktık. Denizin kenarında rıhtım var. Orada 3 çocuk karda oynuyorlardı. Üzerlerinde sadece çuval var. Çuvalı tersinden, sağından, solundan delip çocukların başından geçirmişler. Üçü de soğuktan morarmıştı. 9-10 yaşlarında görünen birine,

"Babanız ne iş yapıyor?" diye sordum.
"Öldü" dedi.
"Nerede öldü, niye öldü?"
"Savaşta şehit olmuş."
"Size anneniz mi bakıyor?"
"Hayır annemiz de öldü", dediler
"Peki size kim bakıyor?" diye sorunca
"Bize ninemiz bakıyor" dediler ve derme çatma bir kulübe gösterdiler.

Valantina diyor ki; ben Türk tarihini biliyorum. Bu kadar muhteşem bir tarih gelmiş bir torba kemik haline dönüşmüş, bu çuvallara girmiş, artık bu iş bitmiş, bu milletin dirilmesi mümkün değildir, diye düşünüyordum ki, o derme çatma kulübenin kapısı açıldı. İhtiyar bir kadın bastonuna tutunarak dışarı çıktı, çocukları çağırmaya başladı:

"Gazanfer, Muzaffer, Mücahit koşun yavrularım, çorba yaptım, için. "

Çocuklar kulübeye doğru koşarken tekrar düşünmeye başladım. En kara gününde çuvalların içindeki çocuklarına Gazanfer, Muzaffer, Mücahit adı takan bir millet yakında mutlaka tekrar dirilecektir!

Hiç yorum yok: